derbi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
derbi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Mayıs 2012 Cuma

ŞAMPİYON O-L-A-C-A-Ğ-I-Z !!!


HOLİGANBROS ekibinin ŞAMPİYONLUK bildirisidir!!!

Erdem ÇETİN

Taktik maktik yok beyler!!!

Tüm sezon boyu yaşadığımız güzel şeyleri aklınıza getirin. Bu takımın herkesten daha güçlü ve bu şampiyonluğu daha çok hak ettiğini aklınıza getirin. İyi şeyler düşünün; içimizdeki enerjiyi, kazanma duygusunu, şampiyonluk coşkusunu futbolculara ve teknik ekibe hissettirdiğinizi düşünün.

Dedim ya, "o oynamış, o bunu yapsaydı" bile demeyin çünkü onu sahaya çıkacak futbolcular , teknik ekip ve hocamız sonuna kadar düşünüyor ve uygulayacaktır. "Biz bunları yenemeyiz, kaç senedir şansımız tutmuyor" hiç demeyin. Bunca senedir orada hep kaybetmedik mi? İşte bugün de tıpkı hayat gibi yıllardır beklediğimiz fırsat elimize geçmiş durumda. Yani onca senedir süren şanssızlığı şampiyon olarak kırmak bizim elimizde. Bu fırsatın bilincinde olalım. İnanarak, futbolcu, hoca, yönetim ve sarı-kırmızı aşıkları, hak ettiğimiz bu şampiyonluk kupasını Kadıköy'de kaldıralım. 



Kadıköy'de gelecek galibiyetle alacağımız kupadan sonra kimse yıllardır süren bu talihsizliği hatırlamayacak bile.  Ey Galatasaraylı, gün inanma günüdür. Ne yaparsan yap ama sakın ola ki sarı-kırmızı sevdana güvenmekten vazgeçme. Futbolun adaleti yok derler. Biz o adaletsizliği Kadıköy'deki maçta ve son maçta gördük zaten. Çekirge üçüncü kez sıçramayacak! Bu sefer oradan o kupayı söke söke alıp geleceğiz!

Burak KERECİ

ÇÜNKÜ CİMBOM BAŞI DİK YÜRÜR!

HAYDİ BEYLER, ŞİMDİ İNANMA ZAMANI!!!


DİPNOT: Biz sakalımız Ujfa Başkan gibi kestik, saçımızı Hasan gibi 3 numara yaptık! Siz de inanın, saçı Engin gibi olanlar çizin atsın, Semih gibi sarı olanlar 3 numara yapsın, Necati gibi uzun saçlılar kuyruk yapsın! İNANIN BEYLER ŞAMPİYONLUK GELİYOR!!!

24 Nisan 2012 Salı

Arabın Yalellisi


Her maç sonu röportajında İmparator'dan "neredeyse pozisyon vermedik, rakibimiz 1-2 kez gelebildi" minvalinde açıklamalar dinliyoruz. Fatih Hoca'nın istediği takım, sürekli baskı yapan, dalga dalga gelen, rakibini boğan bir takım. Her maç o tempoda oynayamazsınız, nitekim oynayamadığımız maçlar da çokça var zaten. İşte bu noktada gerek bireysel beceriler, gerek şans olsun yanımızda oldu ve maçlar kazandık. 

İmparator istiyor ki rakibi yenerken onları aynı zamanda sahadan da silelim. Yok işte, olmuyor öyle, olmaz öyle. Bu lig öyle kahpe bir lig ki sen futbolunu oynayarak kazanamaz hale geldin. Bu ligde hakemle, şansla, eyyamla kazanacaksın. Fener normal ligde top oynamadı, şimdi 1 galibiyet alınca şampiyonluk şansı var. O yüzden maçla ilgili "şans bizden yana değildi, futbolun adaleti yok" demek bok yemenin arapçası olur. 

Neyse, esas değinmek istediğim konu başka. Fener maçında golden sonra neden -Turgay Şeren'in deyimiyle- arabın yalellisi gibi saldırdık arkadaş? Madem saldıracaktın, madem yenmek istiyordun, neden oyuna baskılı başlamadın. Durarak oynarken ilk golü yedik. Golü attık, bu sefer de saldırırken golü yedik. Biz dengeli oynasak, hatta abartmıyorum, doldur - boşalt oynasak bile yenerdik feneri. Biraz dengeli olsaydık 2.golde 2 topta gol de yemezdik. Bu sene rahatlıkla "biz şampiyon oluruz" diyebiliyorum ama seneye şampiyonlar liginde her takıma karşı "hürraaa" oynayamayız haliyle. İmparator'un bu takıma denge-kontrol oyunu oynamayı da ezberletmesi lazım.

21 Mart 2012 Çarşamba

Biraz Yaratıcı Olun!

Bugün güne Twitter'da fenerlilerin Hasan Şaş üzerinden başlattığı trendle uyandım desem yeridir. Ha bir de Infantino'nun ayarı vardı tabi. Hasan Şaş olayı şöyleymiş; Yusuf Kobal'a göre hafta sonu derbide tribünlerden atılan maddeler aslında Hasan Şaş'a isabet etmemiş, yayıncı kuruluşun da dakika dakika kaydettiğine göre Hasan Şaş yedek kulübesine elini vurmuş, kanayan elini de başına sürmüş. Yani Hasan Şaş'ın alnındaki kanın sebebi buymuş kısacası. Twitter'daki fenerli arkadaşlar da her sikim hıyar diyene ellerinde tuzla koştukları için bu yalan yanlış haberi trende taşımışlar. Ulan biraz yaratıcı olun, yok eli kanamış, alnına sürmüş. Utanmasanız iyi ki attık diyeceksiniz. Bu muhabbet üzerinden Hakan Balta'ya, Fatih Hoca'ya atılan maddelerin üstü kapatılıyor resmen. Fener medyası yine iş başında. Neyse, tabi ki ne oldu, Hasan Şaş GSTV'ye çıktı ve tüm bu gevezeliğe son noktayı koydu. Spiker ısrarla sormasına rağmen ADAM hala "biz ortamı germek istemiyoruz, maçta olan maçta kalır" diyor. Sen ADAM GİBİ ADAMsın Adanalım! Biz o kanın nereden geldiğini biliyoruz! 

Yukarıdaki ekran görüntüsünde Hasan Şaş'ın alnındaki yaranın izi hala mevcut. Videosu da aşağıda...

14 Mart 2012 Çarşamba

İnandık Biz Sizlere!


Neresinden bakarsak bakalım bir derbi! Bugün resmi sitede görünce bu inancı biz de paylaşmak istedik. Bu  maçın olayı çok farklı, daha önceki derbilerden de çok farklı. Youwin gibi birçok bahis sitesi nde bile hafta başından beri reklamı yapılıyor bu dev maçın! Maç sırf Kadıköy'de diye feneri favori gösterenlere, iddaa seçenekleri nde feneri banko gösterenlere, makus talihe inat bu maçı alın! Her zaman olduğu gibi günler geçmiyor, dakikalar takılıyor sanki. İşin kötüsü, o kadar bekliyoruz ama o 90 dakika öyle hızlı geçiyor ki tadına doyamıyoruz.  Bizler canı gönülden inandık sizlere... Her şeyimizle yanınızdayız, cumartesi gecesi orada bu işi bitirin!

8 Aralık 2011 Perşembe

Yıllar Sonra "Eze Eze": Derbi


Dün gece 2007 yılından beri futbol oynamayan, biz taraftarları her maçta muhakkak fıtık eden Galatasaray'ın yerine, o eski kaybetmemeye çalışan hüviyetinden kurtulmuş, istekli, hırslı, savaşan, birbirinin peşinden kavgaya koşabilecek muhteşem bir takım izledik. Bu takım yıllar sonra "eze eze" bileğinin hakkıyla bir galibiyet yaşattı bizlere. Açık ve net, taraftar olarak her şeyden önce Fenerbahçe derbisine hasrettik. Bu sene açık ara şampiyon bile olsak Feneri yenemeseydik içime batardı her türlü. Bu maçla bu konuda üzerimizdeki ölü toprağını da atmış olduk. Artık takımda uzun yıllardır olan oyuncular buna inandılar. Yabancılar da derbi ehemmiyetini kavramışlar besbelli. Takım içerisindeki beraberlik ve takım olma ruhunu her an sahada gördük. Bunun arkasında elbette Fatih Terim ve arkasında duran, ona yapacağı her hamlede limitsiz güven veren Ünal Aysal ve yönetim var. Sezon öncesinde takımın başında hoca ve başkan yokken, önce Ünal Başkan'ın ardından da İmparator'un gelişi bir şeyleri değiştirmeliydi zaten. Fatih Terim geldiğinde endişem vardı açıkçası. Sonuçta eldeki takımı toparlamak kolay değildi ve armanın peşinden giden bizler 4 yıldır eziyet çekiyorduk. Galatasaray camiası olarak kültürümüze, anlayışımıza ve tarzımıza tamamen ters Rijkaard sistemi denemeleri; M.Sarp, Barış, Servet gibi, takımın başına kim gelirse gelsin adam olmayacak oyuncuların takımda bulunmasının yanı sıra Fatih Hoca'nın eski İmparator olmadığına inancımızdan dolayı, 3.Terim dönemi konusunda şüphelerimiz olması gayet doğaldı. Ancak Terim, arkasında duran, inisiyatifin tamamen kendinde olduğu bir takım yaratmasına izin verildiğinde neler yapabileceğini yıllar önce göstermişti zaten bize. Bu sezon da, henüz lig ortası bile gelmemişken takımın bu denli savaşçı ve birliktelik içerisinde olması tamamen Terim'in eseridir. Teşekkürler İmparator!


Dünkü derbiye gelecek olursak, ilk 11'leri gördüğümde Emre Çolak'tan şüphelerim vardı açıkçası. Ancak geçen hafta Gençlerbirliği maçında Emre Çolak'ın oyuna girmesi bir mesaj olmalıydı bize. İmparator onu aslında bu maç için hazırlamıştı. Motivasyon konusunda dünya klasında birkaç hocadan biri olduğunu tartışamayacağımız Terim, bu maçla Emre Çolak'ı Galatasaray'a tekrar kazandırdı. Tekrar kazandırdı diyorum çünkü Emre Çolak bu sene de tutmasaydı, takımda kalması zordu. Emre'yi ancak Terim gibi bir insan bu maça hazırlayabilirdi zaten. Ve iddia ediyorum, Arda olsaydı dün, Emre kadar etkili olamazdı. Terim'in Semih'ten sonra Emre'yi de takıma kazandırması eski Terim yolundaki sağlam adımlardan en önemlisi bence. İlerleyen zamanlarda başka gençler de göreceğimizden hiç şüphem yok.


Sahaya çıkan 11 ofansifti, Aykut Kocaman ise her zamanki Fener taktiğiyle "bekle, vur, kaç" dizilişiyle sahadaydı. Bu blogda yazdığımız ilk günden beri; "4-4-2 Galatasaray'ın kültürüdür, evimizdeki maçta rakip kim olursa olsun ofansif oynamak asaletimizdir" diye bas bas bağırdık resmen. Dün İmparator bunu da yaptı. Asaletimizi sahaya yansıttı. Sol tarafta Emre'nin olması Riera'ya göre daha çabuk savunmaya dönebilecek olmasıydı ki bu sayede rakibin hücumda çoğalmasını önledi. Dünkü takımda sahanın en kötüsü denebilecek birisi yoktu aslında. Nispeten daha etkisiz olan isimler vardı. Hakan Balta oyunun içinde fazla olmamasına rağmen isabetli pasları ve kademeleriyle görevini yerlice yaptı. Onun dışında Kazım'ın Fenerbahçe'ye olan intikam/ispat çabasını hırsa dönüştürmek bizim için faydalı oluyor ama bu durum Kazım'ı bencilleştiriyor. Birkaç pozisyonda müsait arkadaşlarını görmemesinin başka açıklaması olamaz. Maçın başında vurduğu kafa gol olsa, belki de ikinci yarıda maçı farka götürecek pası Baros'a verirdi.


Eboue için ekstra bir parantez açmak elzem oldu artık. Dün akşam tipik Arsenal gollerinden birini atarak artık resmen Galatasaraylı oldu Eboue. Beşiktaş taraftarının yaptıklarından sonra gaza gelmişçesine oynayan ve 2 haftadır rakiplerin kilidini çözen adam olan Eboue. En verimli olduğu yerin sağ bek olduğunu kanıtladı. .Sabri'nin dönmesiyle birlikte o bölgede -Kazım oynadığı sürece- bir rekabet yaşayacaklar ama Fatih Hoca'nın en iyi yaptığı şey de bu değil mi zaten? Herkesi her zaman hazır tutması. Hatta futbolculara maç başı anlaşma yaptırıp, eşit gelir dağılımı için bile formayı eşit dağıtması. Eboue'nin de Sabri'nin gelişiyle birlikte farklı bölgelerde daha verimli olup olmayacağını hep beraber göreceğiz.


Orta sahada ise Melo maçın adamıydı resmen. Ayakta kaldı hücuma katıldı, sert, sağlam ve müthiş isabetli bir oyun oynadı. Normalde taraftar olarak bizler Selçuk'tan hücum anlamında daha çok şey beklesek de, Melo-Selçuk ikilisinden Melo hücuma daha yakın olan adam. Selçuk Melo'ya göre koşmuyor gibi görünse de pozisyon alma konusunda daha iyi, bu yeteneğiyle çok koşmadan da verimli olabiliyor. Savunmadayken Selçuk Melo'ya nazaran daha önde oluyor, Melo zaman zaman stoperlerin arasına kadar girebiliyor. Hücumdayken ise Selçuk biraz daha geride kalırken, Melo ileriye daha çok çıkıyor. Melo'nun bu özelliğiyle Box-to-Box görevini yerine getirmede oldukça başarılı oldu şu ana kadar. Selçuk'un dün etkisiz görünmesi kötü olduğundan değildi, pozisyonların hazırlayıcı paslarını hazırlayan da Selçuk'tu, bu yüzden geri planda gibi gözükmesi doğal. Şunu unutmamak gerekir ki Selçuk, iyi oynadığımız maçlarda etkisiz görünebilir.


Forvet konusuna gelince, yazının başında da dediğim gibi, yıllardır çift forvet özlemindeyiz biz taraftar olarak. Bu çift forvet Baros-Elmander olunca ve bu ikili birbirlerini daha iyi tanımaya başlayınca, ne kadar tehlikeli olduklarını görmeye başladık. Elmander geldiğinden beri en iyi maçını oynadı, müthiş fiziği ve ikili mücadelelerde ayakta kalması, sert şut atabilmesi, ayağına hakim olması ve adam eksiltmesi arayıp da bulunmayacak cinsten özellikler. Dün 1 gol 1 asist yaparak bence maçın adamı oldu. Ayrıca Baros'la olan uyumu da gün geçtikte artıyor. Baros'un kaçırdığı boş pozisyon net bir çift forvet organizasyonuydu. Üstelik dünkü performansları, bu adamların birbirleriyle tam uyumlu oynayan halleri değildi. İki forvetin birbiriyle tam uyumu yaklaşık 1 yıl birlikte sürekli oynamalarını gerektirir. Zaman geçtikçe ve eğer İmparator bu sistemde devam ederse, bu ikiliden çok pozisyon çok gol izleriz.


Son olarak bu muhteşem galibiyet için İmparator'u, futbolcuları ve müthiş destek veren şanlı taraftarımızı tebrik ediyorum. Pazar günü Trabzon maçı var ve bu maçtan daha tehlikeli olacak. İmparator'un karşısında bu sefer korkak bir Aykut Kocaman olmayacak. Trabzon'un moralsiz olması bizim için dezavantaj, dün eğer ŞL'de üst tura çıksalardı bizim için daha kolay olurdu bence. Bu yüzden pazar günü kadroda bazı değişiklikler yapmak lazım. Bunu da ekstra bir yazıyla detaylıca anlatırız. Malum fazla uzatmamak lazım, okuyan da sıkılmasın. 

5 Aralık 2011 Pazartesi

Galatasaraylı Olmak Farklılıktır, Farksızlaştırmayın...


Kendi çapımızda blog yazarlığı yapmaya başlayalı neredeyse 3 sene olacak. Ben de blog yazarlığı yapmadan önce ülkenin tiraj kaygısı güden, fanatikliği alttan alttan körükleyen spor veya güncel gazetelerine itibar eder; özellikle de Galatasaray herhangi bir maçı kazanmışsa en kıytırık yazarın bile köşe yazısını satırı satırına okurdum. Ancak yazmaya başlayınca gazetelere rağbet etmemeye, internet ortamında futbola hakikatten de farklı gözlerle bakmaya çalışan insanları okumaya başladım. Hatta Twitter sayesinde hiç tanımadığım ''gianinsesi'', ''memetozcan'' gibi durumlara farklı bakabilen Galatasaraylılar ile futboldan daha da zevk almaya başladığımı, futbolun salt fanatiklik ile daha zevksiz hale geleceğini; tutulan takımın yöneticisinin, futbolcusunun ve de taraftarının yanlışlarını doğru olarak görmenin futbola olan tutkumu tamamıyla bitireceğini fazlasıyla fark ettim.

Kabul etmek gerekir ki her takımın taraftarına aşık olduğu renkler farklıdır. Bizim için de aynen böyle durum geçerli. Ancak benim özellikle bu renklere olan aşkımın küçük yaşlarda alevlenmesi tuttuğum takımın taraftarının genel olarak doğruya doğru, yanlışa yanlış diyebilmesidir. Bundan önce de bir çok yazıda Galatasaray'ın bir sistem kulübü olduğunu, 500 küsür senelik bir Lise'nin, Türkiye'nin en saygın üniversitelerinden birinin ismini hala bu kulübün taşıması ve yaşatmasının gerçek bir gurur kaynağı olduğunu yazmıştım. Hatta bu kulübün 80'lerin sonunda ülke futbolunun kaderini değiştirecek hamleler yapması; milenyumun hemen başında kazanılan Uefa Kupası ve Süper Kupa ile Türkiye'nin en büyük markalarından biri haline gelmesi de taraftarın kulübünü gönülden sevmesinin yanında diğer tüm takım taraftarlarından farklı, çağdaş bir taraftar kimliği göstermesi ile olduğunu anlatmaya çalışmıştım.

Ancak 2000'lerin sonundan itibaren ne yazık ki taraftarımız kimlik değiştirmeye, günlük başarılar peşinde koşmaya ve diğerleri gibi olmaya başladı. İşte bu diğerleri gibi olmanın son örneğini de geçen cumartesi günü Yenilsen De Yensen De programında Galatasaraylıları temsil ettiğini düşünen bayan taraftarın sözlerinde yaşadık. Salt fanatizm içeren, gerçeklerden uzak konuşmasında: ''Derbiyi kazanırsak Fener'e herkes vurdu, bir de biz vurmuş oluruz, on senedir baldan kazanıyorlar zaten'' türünden konuşmalar sadece ama sadece kendini ve üzerinde taşıdığı formayı küçük düşürdü. İşin daha da acısı, Facebook'ta önemli bir takipçi sayısı olan Galatasaray Gazetesi bu açıklamaları ''Dişi Aslan'dan Kapak Gibi Laflar'' adlı video ile sayfasından yayınlayıp onun bu saçmalığını bir adım öteye götürdü.

Ne farkımız kaldı peki Antu'dan? Bu anlayış hep eleştirdiğimiz Antu adlı saçma site ve oradaki saçma taraftarların anlayışı değil mi? Biz belki 10 senedir orada yeniliyoruz, amatör branşlarda onlar bizim önümüzde ama unutmamalıyız ki Avrupa'da ki en saygın Türk kulübünün Galatasaray olmasının sebebi bizim yapıp,onların yapmadıklarıdır. Bu yüzden yeni dönem belki bunların farkında değil ama Galatasaraylı olmak farklı olmak, rakibinin de doğrularına doğru demektir. Galatasaraylı olmak bu kulübün değerleri ile gururlanmak demektir. Galatasaraylı olmak basit, aptal taraftar saçmalıklarından uzak durmak sadece ama sadece takımı ile övünmektir.

Son birkaç söz de derbi ile alakalı olmalı. 15 senedir basının sadece Fenerbahçe'nin üstünlüğünü görmek istediği derbi tablosunda, Beşiktaş'a karşı da dış sahada olumsuz bir pozisyondayız. Derbi başarısızlığı apayrı, uzunca bir konu ama Fenerbahçe'ye olan iç sahadaki olumsuz sonuçlar cidden üzüntü verici. Sahaya çıkan her futbolcu üzerindeki formanın değerini bilmeli ve stadı full dolduracak seyirci ve stad dışındaki milyonlarca taraftarı sevindirmeli. Futbol kalitesi olmasın ama derbi bizim olsun. Çünkü bu taraftarın buna çok ihtiyacı var...

Tekel misiniz Kardeşim?


Derbiye sayılı saatler kala maçın hakemi açıklandı. Her şeyden önce fenerliler şimdiden zırlamaya başladılar bile ama bu hakemi ben de istemem kardeşim. Lakin Fırat Aydınus'un atanması kimseyi şaşırtmamıştır herhalde. Zira bu tarz maçlar için ya Cüneyt Çakır ya da Fırat Aydınus'tan başka hakem yokmuş gibi davranıyor MHK. Bu iki adam arasında paylaştırıyor maçları. Ülkede yetişen topçuların önü kesiliyor hadi anladık da hakemlerin tekel olması ne ayak lan?! Sezonu 27 hakemle açıyorsun, tüm derbileri ve önemli maçları 2 hakem arasında pay ediyorsun. Diğer hakemler nasıl "iyi hakem" olacaklar peki? Futbol izleyicisinin %70'nin ve hatta TFF ve MHK yetkililerinin bile izlemediği Karabük - Manisa maçını (ki bence daha zevkli maçlar) yöneterek mi?

25 Ağustos 2011 Perşembe

Kangren Parmak ve Peşkeş!!!

Evvela Ünal Aysal'ın "Kangren parmağı kesmezsek, biri gelir kolumuzu keser" cümlesinden sonra çemkiren taraflı TFF'den bahsetmek lazım. Şike olayında tüm cürum Fenerbahçe'nin üstüne kalmasın diye diğer takımlardan da yönetici ve futbolcuların da şike operasyonunun içine çekilmesi zaten bir oyundu ki o insanların çoğunun Aziz Yıldırım'ın ifadesinden sonra gözaltına alınması da bunu gösterir zaten. TFF, ortada bariz bir şike olayı varken, yayıncı kuruluş ve dolayısıyla diğer kulüpler zarar etmesin diye "Türk futbolunun marka değerine zarar vermemek" kisvesi altında şike olayının üstünü örtme çalışmalarına başlamıştı zaten. Bunun ilk adımı da kulüpler birliğini de yanına alarak play-off usulünü gündeme taşımak oldu. Bir önceki yazıda da belirttiğim gibi tamamen Digitürk'ün kasası düşünülerek ortaya atılmış ve 3.dünya liglerinde uygulanan play-off sistemi Türk futbolunun ne kadar geriye gittiğini gösteren bir uygulamadır.

Play-Off uygulaması şike olayının üzerinin kapatılması için iyi bir kılıftı elbette. Lakin UEFA müfettişinin olaya girmesiyle her şey tersine döndü. Ünal Başkan'ın da dediği gibi, TFF'nin kesmediği kangren parmak (FB) UEFA tarafından kolumuzla birlikte kesildi. Belki de Trabzonspor'la birlikte 2 takımla mücadele edeceğimiz Şampiyonlar Ligi'ne 1 takımla katılmak zorunda kalıyoruz. Türk futbolunun bu kaybını kim ödeyebilir?

İşin diğer boyutu ise UEFA'nın dosyada adı geçen diğer takımlar BJK ve Trabzonspor'u neden kupalardan ihraç etmediğiydi. Burada yaptığım çıkarım, TFF'nin şike operasyonunda bariz suç unsuruna rastlanan kulübün FB olduğunu kamuoyundan gizlemiş olma ihtimali. Yukarıda belirttiğim gibi FB'nin ligden düşürülmesi sonucunda ortaya çıkacak olan mali düşüşün diğer Anadolu kulüplerini ve tabi ki yayıncı kuruluşu etkilememesi için böyle bir örtbas olayına yöneldirler. Lakin UEFA, eğer ortada TS ve BJK ile ilgili somut deliller olsaydı, sadece FB aleyhine kararlar vermezdi. Demek şike ile ilgisi olan tek takım Fenerbahçe.

Bir diğer konu ise fikstür konusu. Fikstür çekimlerine dikkat edince özellikle ligin son 4 haftası derbiler dikkatimizi çekiyor. Zaten play-off uygulamasıyla voliyi vurması sağlanan Digitürk'e, bir de derbilerin play-off öncesi son haftalara dağıtılmasıyla Türk futbolu resmen peşkeş çekilmiştir. Bir fikstür çekimi düşünün ki yayıncı kuruluşun binasında olsun. Nerede görülmüş peşkeşin böylesi? İşte Türk futbolunun marka değeri... Bundan sonra digitürk alan, olan kutusunu iade etmeyen Türk futboluna bir balta vurmuş sayılır.

25 Ekim 2010 Pazartesi

Hagi'nin Değneği


Maç öncesi hafta arasında,ben de dahil,hepimiz Hagi'ye kimsenin hayır diyemeyeceğini ancak Hagi'nin de takıma sihirli bir değnekle dokunmayacağından bahsetmiştik.Kaos içindeki bir takımı,özellikle de derbi öncesinde devralmak ancak ve ancak Galatasaray sevgisiyle açıklanabilirdi.Bir babanın ne olursa olsun evladından vazgeçemeyeşinin resmiydi bu.Dün gece de gördük ki Hagi'nin bir değneği varmış ve sihirli bir dokunuşla Saraçoğlu'ndan çıkmayı başardı.

Kaybetmiş olsaydık da söyleyecek fazla bir şeyim olmazdı heralde.10 yıldır süregelen bir psikoloji var ortada.Kadıköy'e çıktığında ayakları birbirine dolaşan oyuncularımız,bu sefer sanki maç seyircisizmiş gibi oynadılar.Yıllardır maça iyi başlasalarda Fenerbahçe'nin ilk şutunun gol olması,sağa sola ona buna çarparak kalemize giren goller bu psikolojinin bir türlü atılmamasının baş aktörüydü aslında.Zira dün akşam bile bu derbi şansı canımızı yakabilirdi.Servet'in vuruşunda Aykut'a çarpan top gol olsaydı,tüm bunları konuşmazdık belki de.


Son yıllarda Kadıköy'de oynanan derbilerde ağızlarından salyalar saçarak hakeme yüklenen FB taraftarı,taraftarlarına eşlik ederek oyuncularımıza dayak atan,hakemi sıkıştıran FB oyuncuları bir şekilde maçı kazandırıyordu takımlarına.Ancak Aykut'un sahada işini yapan,futbol düşünen adamlarla çalışmak istemesi FB'nin bu yapısını değiştiriyor.Bahsettiğim oyuncular Bilica,Baroni,Emre,Lugano,Volkan,Selçuk.Fenerbahçe'nin bu sene henüz derbi kazanamamış olması da burdan kaynaklanıyor zaten.Bütün bunlara karşılık Hagi dün akşam FB'nin yapması gerekeni yaptı ve oyunu gizliden gizliye sert oynatarak yıldırdı rakibi.Hep dayak yiyen,oyundan düşen GS olurken FB bunun ekmeğini yiyordu.BU sefer özellikle ilk yarıda işler değişti.Eksiklerimiz olmasaydı neler olurdu kim bilir.

İşte bütün bunlar Galatasaray'ın çoktan yapması gereken şeylerdi.Hagi'nin kısa vadede büyü yapamayacağı zaten bir gerçek ancak derbide takıma dokundurduğu sihirli değnekten başka bir şey değildir.Teşekkürler Gica!

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails