hakan balta etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hakan balta etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Kasım 2016 Salı

Riekerink Efendi Diyeceğiz



Uzun zamandır yazmıyorduk, günün bu saatleri işten yakaladığım ilk boşlukta hemen aklıma takımın hali geliyor. Bunca zaman sonra buraya bir şeyler yazmaya karar vermemin sebebi de Riekerink Efendi'dir. Lafı uzatmadan söyleyeceklerimi söyleyip bitireceğim.


- Riekerink bu takımı olabilecek en yanlış şekilde oynatıyor. Şu anlayışla savunulması en kolay takımlardan biri haline geliyoruz. Son 4-5 maçtır yakaladığımız pozisyon sayısı 2 veya 3. Riekerink Efendi'nin tek anlayışı topu Bruma'ya vermek ve şapkadan tavşan çıkarmasını beklemek. Rakiplerin buna önlem alması da gayet basit. Başakşehir maçında ve hatta gol atsa da Adana maçında Bruma'nın nasıl rahatça kilitlenebildiğini gördük. 


- Bu takımın şampiyonluk yıllarında her zaman göbekten gelen destekle rakiplerini ezdiğini izledik. Orta saha hep daha kuvvetliydi. Kimse kusura bakmasın ama ben bu takımın Sneijder olmadan ancak 3'lü orta sahayla daha verimli olacağına inanıyorum. Evet, hep dedik çare 4-4-2 diye ama mevcut kadroyla bu imkansız çünkü pivot forvetin yanına oyun içinde saklanarak oynayan Podolski gibi bi adamla çift forvet oynanmaz. Madem 4-3-3 oynayacağız. Sneijder'den vazgeçip orta sahayı 3lemek elzemdir. Sneijder'in solda oynamasından bıkmayan GS'li varsa kendisini tebrik ediyorum. 


- Bir çift lafım da Eren'e. Beşiktaş maçı da dahil olmak üzere o zamandan bu yana ben Eren'in vasat diyebileceğim bir maçını bile izlemedim. Başakşehir maçında Mehmet Batdal'ın Semih ve Hakan Balta'yı ezmesini izledikten sonra Eren'in hava toplarında Yalçın'a nasıl teslim olduğuna şahit olduk. Eren'in alternatifsizliği en büyük sıkıntımız. Gerekiyorsa Podolski'yle oynamak lazım ama öyle ya da böyle Eren'in bi dinlenmeye ihtiyacı olduğu kesin. 


- Başka bir mevzu da şu ki Riekerink oyuncularına eksikleri konusunda uyarı veya müdahale yapmıyor. Eren'e yapılan ortalardaki başarılar bu kadar açıkken Bruma'nın orta yap(a)maması ve hocanın da onu bu konuda uyarmamasını hayretler için de izliyorum. Kanatlara sık sık orta çalıştırmak veya kenara çekip "içerde uçana kaçana kafa vurabilen bi adam var, orta açsanıza aq" demesi gerek. Büyük hoca dediklerimiz oyuncuda istendik değişiklik sağlayan isimler değil midir zaten? 


- Hepimiz milli takım arasını gelince Sigthorsson için iyi oldu dedik de bu adam nasıl bi sakatlık geçirdi arkadaş, 4 gündür çalışmalara başlamış daha. Benim bir beklentim yok ama iyi bi Sigthorsson çok işimize yarardı. 

- Son olarak takımdaki tepkisiz oyuncu güruhuna bir lafım olacak. Başakşehir maçında mesela Mossoro oyundan çıkmıyor ısrarla, dakika 85 ve 2-1 geridesin. Bi tane oyuncu bile gidip itmiyor adamı. Sonradan Josue "rica" ediyor ama onu da Sneijder uzaklaştırıyor ortamdan. Hakemler TS maçı dahil Arena'da üstümüze oynuyor, kimse isyan etmiyor. Rakipler sert giriyor, kimse üzerine çullanmıyor. Kusura bakmayalım ama bunlar şampiyonluk tablosu değil. 




ÖZET geçecek olursak;

- Bu takım Sneijder olmadan 3lü orta sahayla oynamalı. 

- Hakan Balta dinlenmeli, Serdar Aziz artık takıma girmeli (hava topu, sertlik vs) 

- Kanat ve beklere orta çalıştırılmalı, kanat organizasyonları geliştirilmeli 

-Takıma sertlik kazandırılmalı, oyuncular maçın gidişatına isyan edecek seviyede motive edilmeli 

-Sigthorsson bi an önce dönmeli. 

-Bi numarası varsa Josue artık göstermeli. 

-Takımın düzelmesi için Riekerink'in emek harcaması lazım. Takım düzelene kadar Riekerink Bey değil emek vermesi için Riekerink Efendi denmeli.


NOT: Hoca yolundan dönmezse ki hali hazırda kendi evinde üst üste 2 maç yenilmişken fazla uzatmaya gerek yok. En kısa sürede, -her ne kadar kendisiyle hala içimde barışmamış olsam da- çare Fatih Terim'dir, sbt. :(

26 Mart 2012 Pazartesi

Çarklar Dönüyor!

Dünkü maçta takımdan bahsetmeden önce, maçın önüne çıkan iki adamdan bahsetmek lazım. Herkesin aklında kalan iki isim Cüneyt Çakır ve Mehmet Batdal. Cüneyt Çakır belli ki kendisine  maç öncesi verilen görevi layıkıyla yerine getirmiştir. Fenerbahçe'yi playoff (nam-ı diğer süper final) öncesi potada tutma çalışmalarına başlandı. Aslında çarklar fenerin Bursa maçında dönmeye başladı. Bursa'nın verilmeyen golünden sonra dün de TT Arena'da Cüneyt Çakır, maçın başında oyuncularımızı kartlarla sindirerek aynı zamanda da oyunu gerdi. Benzer pozisyonlarda Trabzonlulara sadece uyarıda bulundu. Bunun yanında haftaya fenerle oynayacak olan Trabzon'un kart sınırındaki önemli oyuncularına da kartını gösterdi. 2009-2010 sezonunda Ali Sami Yen'deki Bursa maçında Bünyamin Gezer de maçı beraberliğe bağlayıp kaçmıştı zaten. Bu ülkede futbola etki eden adamların hepsi (medya, yetkililer vs.) fenere çalışıyor nedense...

Herneyse, maçın diğer adamına geçelim. Mehmet Batdal belki de ilk 18'de yer bularak kariyerinin fırsatını yakaladı. Oyuna girdikten sonra -kafa topları hariç- çok da kötü oynamadı bence. Lakin 90+4'te kaçan golün izahı yok arkadaş! O golü atsaydın belki de gelecek sezon en azından hazırlık kampında kalma şansın olacaktı. Yıllar önce deplasmandaki Athletic Bilbao maçında yine benzer bir gol kaçıran Burak Akdiş, o pozisyondan sonra bir daha iflah olmadığını hatırlatmak lazım. Yine de ben, o pozisyonda ne Sercan Yıldırım ne Necati ne de Baros golü yapabilirdi. Takımda o pozisyonu gole çevirecek adam sayısı 3-4 tane. Bunlar Elmander, Melo, Selçuk ve Hakan Balta. Sırf bu nedenle Batdal'a yüklenmek yanlış. Batdal'a yüklenmemin sebebi, ayağına kadar gelen hayatının fırsatını tepmesi, Galatasaray formasını giydiğini unutması. Her şeye rağmen, ben İmparator'un Mehmet Batdal'a yine şans vereceğine inanıyorum. Verir vermez orası ayrı ama Fatih Terim bu tarz durumlarda futbolcu harcamaz gibime geliyor. Dün Mehmet Batdal'ın, geçen hafta Saraçoğlu'nda Baros'un kaçırdıklarını playoff'larda çok aramayız umarım.

Son olarak maçtan da bahsedelim. İlk yarı takımdaki halsizlik halini anlarım, bu tempoda normal. Lakin gereksiz bir rahatlık, anlamsız bir boşvermişlik var, onu anlamam kardeşim! Fener maçından sonraki kutlamaları yapan/organize eden/başlatan her kimse ona büyük kinim var. Çakalların sofrasında o kupayı eline almadan sevinmeyeceksin, o kutlamadan sonra her şey aleyhimize dönmeye başladı. Sivas'a elendik, Elmander sakatlandı, Trabzon'a puan kaybettik. O kutlamanın lanetini üstümüzden atmamız lazım. Yediğimiz golde Ujfalusi hakeme gidiyor, yerini boşluyor ve gol geliyor. O pozisyonda faul veren hakeme sövmemiz lazım önce tabi. Ama Ujfalusi'nin yaşı belli, bu adam kaç haftadır 11 oynuyor, bu tempoda onu biraz dinlendirmek lazım. Keza Selçuk da 3 maçtır 65'ten sonra yürüyemez hale geliyor. En azından Sivas maçında Selçuk yerine Ayhan; Ujfa yerine Gökhan Zan oynasaydı. Yine elenirdik belki ama Ujfalusi ve Selçuk'tan dünkü maçta daha fazla verim alabilirdik. 


Necati ve Baros'a diyecek söz bulamıyorum aslında. Necati'nin çabukluğu zaten yok, yanında Elmander varken daha etkili. Baros'ta ise anlamsız bir formsuzluk var, maç başlarken santrada bile boynu bükük duruyor adam. Kendine güvensiz, dün vuracağı toplarda pas vermeye çalışması bile bunu gösteriyor.

Neyse, sözü çok uzattım, aslında bu kadar yazmazdım ama aktı birden. Son olarak Fatih Terim'in sözleriyle yazıyı bitirelim;

"Galatasaray kendi göbeğini kendisi kesebilecek güçtedir."

18 Eylül 2011 Pazar

İlk Galibiyet: Galatasaray - Samsunspor



-Takımın oyununda geçtiğimiz haftaya göre gözle görülür bir gelişme olduğunu söyleyebiliriz. İBB maçında yerden yere vurduğumuz G.Zan yediğimiz goldeki hatasına kadar bence oldukça iyi oynuyordu ama bize bir kez daha gösterdi ki Gökhan Zan böyle. Ona ne performans ne de istikrar açısından güvenebiliriz. Ayran budur yarısı sudur.

-Yine İBB maçında takımda hiçleri oynayan Kazım, bu maçta da sahanın en kötüsüydü. Fatih Terim'in onu oyundan çıkarmasını beklemiyordum açıkçası. O da beni şaşırttı. Kazım'ın oyundan çıkması ve 4-4-2'ye dönüş takımı kendine getirdi. Umarım Terim bu tek forvet yanlışından döner, takım da rahat bir nefes alır.

-Elmander ve Sercan'ın oyuna girmesi ve sonunda özlediğimiz, Galatasaray'ımızın asıl karakteri olan 4-4-2 formasyonuna dönülmesiyle kapanan Samsun savunmasını açmaya başladık. Bu blogda yazı yazmaya başladığımız günden itibaren bahsettiğimiz şey Galatasaray'ın -özellikle içerdeki maçlarda- her zaman 4-4-2 oynaması gerektiğiydi. Bugün maça tek forvet başlıyorsanız, Samsun gibi kapanan takımlara karşı o tek forvetinizi kurban ediyorsunuz demektir. İlk yarıda orta sahada top yapabildik ama topu ileri taşıyamayınca Baros'un yaptığı çapraz koşulardan açılan boşluklara sızan kimse olmadığı için Baros resmen kendini heder etti. Oradan oraya koşan, sürekli markaj altında stoperlerle boğuşan bir Baros'tan verim elde edemezsiniz. Keza Elmander'in de tek forvet oynayamayacağını düşünüyorum. Yabancı sınırlamasına takılmamak adına sırf bu tarz kapanan takımlara karşı çapraz-boş koşu yapabilen Sercan'ı 2.forvet olarak Baros veya Elmander'in yanında başlatmak en mantıklısı olur. Bu sayede forvetteki Sercan'a göre son vuruş açısından daha yetenekli diğer oyuncunuza daha çok boş alan ve daha az markaj şansı yaratılır.

-Orta sahaya baktığımızda bugünkü maçta müthiş mücadele eden, akıllıca toplar atan Melo bence maçın adamıydı. Selçuk ise biraz daha hızlı hareket etmeli. Özellikle bugünkü gibi skor avantajı olması durumunda son 10-15 dakika Ceyhun Gülselam ve Engin Baytar'ın orta sahada denenmesinden yanayım.

-İlk yarı kanatları çok etkili kullanamadık. Riera kalitesini ortaya koydu. İlk yarı daha vasat olsa da ikinci yarı çok iyi toparladı ve ilk maçı olmasına rağmen 90 dakika sahada yorulmadan kalarak hazır olduğunu gösterdi. Takıma uyum sağladıkça, Fatih Terim'in ona daha fazla sorumluluk vermesi gerekiyor. Ayrıca Riera'nın performansının Hakan Balta'nın hücuma katılmasında ne kadar etkili olduğunu da gördük. İki yıldır neredeyse bindirme yapmayan Hakan Balta bugün hemen her atakta hücuma destek verdi. Sol kanatta özlediğimiz hareketlerdi bunlar açıkçası.

-Bir de Mustafa Sarp'a parantez açmak lazım. O kadar zaman başarısızlığında en büyük payı oynadığın ama yine de ekmeğini yediğin ve üstelik taraftarı olduğunu söylediğin bu takımın büyük taraftarına "sus" işareti yaparsan, sen o sahadan ıslıkla ayrıldığına dua etmelisin. Madem golünü attın, git takım arkadaşlarına sarıl, adam gibi abartmadan kutla. Kuyruk acın nerden geliyor? Bu takımda olmayı çok hak edip de gönderildin mi? Ama hepimizi biliyoruz ki sen adam değilsin, itsin it!

-Son olarak, galibiyetle sonuçlanması gereken bir maçı, skor 1-1 olmasına rağmen lehimize çevirmiş olmamız bizim için iyiye işaretti. Oyuncuların birbirleriyle olan uyumu ve maç eksikliğinden mütevellit yüksek tempoda bir maç izleyemedik ama özellikle Riera'nın uyumu, Melo ve Selçuk'un kondisyon ve form tutmalarıyla takımın daha tempolu maçlar izleteceğini düşünüyorum. Umarım çarşamba günü Karabük deplasmanında bugünkü oyunun daha da üstüne koymuş bir şekilde maçı kazanırız.

21 Kasım 2010 Pazar

İki Karede Kayserispor - Galatasaray



Kimisi "bugün iyi top oynadık,pozisyona girdik vs vs" diye düşünebilir ama benim için değişen birşey yok.Ve ben sahada Servet,Hakan Balta,Barış,Ayhan,Aydın,Emre Çolak gibilerini gördükçe bir şey de değişmeyecek... Bu iki kare bence hiçbir şeyin değişmediğinin özeti...

18 Ekim 2010 Pazartesi

Rijkaard; Bit Artık


Dün akşamki Ankaragücü maçının ardından bir maç yazısı yazmaya gerek yok. Bu konuda artık biz artık kendimizi tekrar etmeye başlıyoruz. Benim söyleyeceklerim Rijkaard'ın istifaya davet edilmesi, Terim sesleri ve bazı futbolcular hakkında olacak.

Rijkaard'a hep sabır gösterildi. Galatasaray'ın başında sezon başından beri kendisinin altını oyan oyuncuları hala sahada tutan, kadroya alınmayınca kendisine gider yapan Servet'e bel bağlayan, prensipsiz, basiretsiz bir adam var. Dün stadda özellikle Sarp-Servet-Balta triosunu izledim. Maç içinde top kendisinden gidince sadece izleyen 3 adam. Kim olursa olsun, ne olursa olsun, hiçbir futbolcu Galatasaray'a bu şekilde saygısızlık yapamaz. Bunlara rağmen bu adamları kesemeyen adam da Galatasaray'ın patronu olamaz.

Daha önce "futbolcu kesme lüksüm yok" diyen Rijkaard; geçen hafta Servet'i kesmişti. Peki bu hafta neden tekrar oynattın? Senin futbolcu kesme lüksün yoksa kimin böyle bir lüksü var peki? Bu saydığım adamları A2'ye yollasan kim sana karşı çıkabilir. Bilakis azıcık dirayetin, basiretin varmış deriz. Gençlerle sahaya çıksa bundan daha umutlu olurduk Rijkaard için. Transferler konusunda söylenecek bir şey yok. Nasıl E.Güngör'ü, Uğur'u gönderip, Barış, Sarp, Balta, Servet gibi adamları takımda tutmak senin tasarrufunsa, alınan oyuncular da senin tasarrufundur. Bütün bunlardan sonra artık Rijkaard'güle güle demenin zamanı geçti bile. .Kendi sonunu kendi hazırladı.

Taraftara gelince; Galatasaray taraftarını ne istediğini, ne gerektiğini herkesten iyi bilir. İmparator Fatih Terim...

17 Eylül 2010 Cuma

Insua Transferi

Bir süredir yaşadığım yoğunluktan dolayı değinemediğim Insua transferi yazımı gecikmeli olsa da yazabildim sonunda. Sol bek veya sağ bek, bugün sadece Rijkaard’ın sisteminde (eğer bir sistemi varsa tabi) değil; hemen her sistemde kritik bölgedir. Bu sistemlerde orta saha merkezli bir anlayış hakimdir ancak bu sistem orta saha oyuncularınıza yapılan preslerde beklerin oyuna katılımıyla rakibin pres alanını genişletmek üzerine kuruludur. Böylece genişleyen alanda takımınız daha rahat oyunu yönlendirebilir. Beklerinizin ileri çıkması da, bugünlerde dillere pelesenk olmuş olan “oyunu rakip yarı sahada oynamak” deyişini hayata geçirmenizi sağlar.

Bek oyuncularının önemi, Galatasaray’ın en fazla mustarip olduğu konulardan biri. Aslında Galatasaray’da bek oyuncusu sorunu uzun süredir var. Insua’yı ele almadan önce bek geçmişimize şöyle bir bakacak olursak; en son istikrarlı sağ bekimiz olan Capone’den sonra bir ara Uğur Uçar’ın uzun yıllar takımın sağ bek sıkıntısına ilaç olacağını düşünüyorduk fakat o da talihsiz bir sakatlıktan sonra kendini toparlayamadı. Lucescu döneminde gelen Sebastien Perez bana kalırsa –sakat olmasaydı- tam şu an Rijkaard’ın aradığı isim olabilirdi. Dediğim gibi Capone’den sonra sağ bekte en istikrarlı isim Sabri’ydi ama o da sakatlıklardan kurtulamayınca Ali Turan’a mecbur kalıyoruz. Aslında mecburiyet söz konusu değil fakat Rijkaard nedenini anlamadığım bir şekilde Ali Turan ısrarını sürdürüyor. Serkan Kurtuluş sırf sağ bek orijinli olduğu için bile o bölgede oynatılabilir. Hatta Neill’in sağ bek oynadığı dönemlerde attığı golleri düşündükçe Neill bile orda verimli olur.


Sol bek konusuna gelince; Galatasaray yıllardır sol bek konusunda en rahat takımlardan biriydi. Yaklaşık 15-20 yıldır milli takımın sol bekleri bile hep Galatasaray’lı oyuncular olmuştur. Sol bek konusunda Ergun Penbe-Hakan Ünsal ikilisi, hem istikrar hem de performans olarak o bölgeyi taşıdılar. Bu oyuncuların sakatlıklara olan direnci de ayrı bir özellikleriydi. Bu isimlerden sonra 5-6 yıl sol bek sorunu çektik. Hakan Balta’nın gelişiyle sol bekimiz yine istikrara kavuştu. Hakan Balta’nın dengeli oyunu ve sakatlığa olan direnci, 2007’deki şampiyonlukta oldukça önemliydi. Son iki sezonda H.Balta inanılmaz formsuz. Özel hayatına dikkat etmemesi de cabası. Buna bir de sakatlık eklenince Insua transferi bana göre nokta atışıdır.

Genç yaşına rağmen Liverpool scoutlarının ilgisini çeken ve 2007 yılında henüz 18 yaşında Liverpool’a gelen Insua, süratli, teknik, pozisyon bilgisi olan bir isim. En önemlisi de oyunda etkin katılımlı yer alan, rakip beki sürekli geriye iten ve tekniğiyle, olumlu pas ve orta yapabilen yapısıyla Rijkaard’ın aradığı bir isim. Handikapları da var tabi. Henüz yaşının genç olmasının verdiği enerjiyle hücuma çıkışlarında zamanlamasını ayarlayamadığından bölgesine adam kaçırabiliyor. Gaziantepspor maçında da bizlere bu takıma ne kadar faydalı olacağını göstermiştir. İlerleyen haftalarda takıma uyumuyla ve Arda’nın gelişiyle daha verimli olacağı kanaatindeyim.

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails