13 Eylül 2010 Pazartesi

SEYİRCİ Mİ, TARAFTAR MI?



12 Dev Adam, ne olursa olsun önemli bir başarıya imza attı ve ülkemizde düzenlenen turnuvayı 2. olarak tamamladı.Milli takımın taktiksel anlayışı,oyuncuların katkıları ,koçun verebildikleri, veremedikleri,Ersan’ın rüya gibi başladığı turnuvayı çok kötü bitirmesi bu turnuvada akıllarda kalacak şeyler. Ancak asıl akıllarda kalacak şey; taraftar olamayan, gerçek anlamda maçlarda seyirci kalan kuru kitle olacak.

Özellikle son iki maçta ‘Dağ Başını Duman Almış’ marşından bile usandıran seyirci, gerçek anlamda paralı ama işe yaramayan seyirci idi. Final maçında İspanyol hakem saçma sapan kararlar verirken en ufak tepki bile gösterilmedi. Takım geriye düştüğü anlarda seyirci oturduğu yerden maçı izlemekle yetindi. Az çok basketbol ile ilgilenen, Euroleague maçlarını takip eden bir seyirci çok iyi bilir ki; basketbol seyircisi hakemi,rakibi çok fena etkileyebilir. Panathinaikos,Partizan,Maccabi deplasmanları gerçek bir cehennemdir ve ev sahibi taraftar baskısı ile hakemi yanına alır.

Şuna eminim ki bu final Oaka’da oynansa dünkü hakemler kesinlikle bu kadar rahat olamazdı.Çünkü salonu dolduran binlerce insan onları hakemi her türlü rahatsız eder;hakemin kararlarını değiştirirlerdi.Ancak,maalesef milli takımlarımızın ciddi taraftar problemi var.Sadece basketbol için geçerli değil bu durum.Futbolda da A Milli Takım ciddi bir taraftar problemi yaşamakta.Seyirci olarak sorun yok ama taraftarlık boyutunda takımına katkısı olmayan kuru kalabalıklar var.Bunu insanlar akıllarında çözmeliler öncelikle ;ancak federasyonlarda bu olaya karşı duyarsız.Özellikle önemli milli maçlarımız sponsorların bedava biletlerine mahkum edilmiş durumda.Böyle olunca da gerçek taraftar salonlardan,statlardan uzak kalıyor.

Hal böyleyken milli maçlarımızdaki ev sahibi avantajımız her geçen gün kaybolmakta.Dünkü maçta yaşanan hakem hatalarına karşı duyarsız seyirci profilimiz bence artık bir şeyleri hareketlendirmeli.Ev sahipliği kuru kalabalık ile olmaz,ev sahipliği baskıyı rakibe,hakeme yansıtan taraftar ile olur.Bunu başta federasyonlar,sonra da maçlara giden seyirciler artık anlamalı…

Leo Franco Kaldığı Yerden

Haftasonu oynanan Zaragoza - Malaga maçını takip eden Galatasaraylılar artık Ufuk Ceylan'a güvenirler heralde.Zaragoza kalecisi Leo Franco'nun 35 dakikada yediği 5 golden üçünde bariz hatası var.Zararından neresinden dönersek kardır.

Zaragoza 3-5 Malaga / İspanya - La Liga

12 Eylül 2010 Pazar

FİNAL!


Euro 2008'deki son saniyelerin heyecanı gibiydi... Yine yaptık yapacağımızı finaldeyiz... Tebrikler 12 Dev Adam... KEREM TUNÇERİ-KAZANDIK!!!

6 Eylül 2010 Pazartesi

Acziyetler İçerisindeki Galatasaray Başkanı

Geçen gece Adnan Polat Ntvspor’da idi.Bilenler bilir Galatasaraylı taraftarlar Ntvspor yayınlarından oldukça şikayetçidir.Açıkçası bu canlı yayını duyduğum da Galatasaray başkanı Ntvspor’a da birkaç mesaj verir diye düşündüm;ancak başkan bunu yapmanın çok uzağındaydı.Bunun yanında herkes bu canlı yayından farklı mesajlar çıkartmış olabilir :ancak bana kalırsa Galatasaray başkanı acziyetler içinde bir başkan profili sergiledi.

Başkanın konuşmaları camianın içindeki sevgisiz ve güvensiz ortamı gözler önüne serdi.Artık herkes çok iyi biliyor ki ,Adnan Polat ile varsanız o sizinle ;eğer yoksanız sizi Adnan Polat çok iyi şekilde satar.Mehmet Topal bize yalvardı,Prekazi niye kırılmış ki,eski futbolcular daha ne istiyor,Keita ahlak sorunları olan biriydi gibi cümleler Adnan Polat’ın karakterini çok iyi bir biçimde gösterdi izleyenlere.

Aslında konuşulanları madde madde değerlendirmek gerekiyor…

Mali ve İdari Yapı

Her başarısızlık sonunda sıkça dinlediğimiz mali ve idari yapıdan canlı yayında da bahsetti Adnan Polat.Aslında bu sportif başarı sağlayamayan her başkanın ortak davranışıdır.Adnan Polat’tan da sıkça bu lafları duyduğumuz için farklı şeyler dinlemedik yine.Ama Euro 2016 adaylığımız olmasa; Aslantepe çalışmaları durma noktasındayken tekrardan başlar mıydı?Yine loca satışından sonra kredi alınması tezat bir durum içermiyor mu soruları sorulmadı ;ancak başkan bunları da kendince cevaplardı eminim.

Adnan Sezgin

Polat- Sezgin ilişkisinin tartışıldığı bu günlerde başkan kendince Sezgin’i akladı.Adnan Sezgin’i uzun süre anlatan Polat,İstanbulspor şike olayları ve yabancı futbolcuların alımında komisyon iddialarından hiç bahsetmedi ;bahsedemezdi de.Açık bir şey var ki Adnan Sezgin’in bu kulüpten gitmesi bir tek Polat’ın gitmesi ile olur.O da elbet bir gün olacak.

Keita-Mehmet Topal-Leo Franco

Adnan Polat’ın Galatasaray’dan giden bu üç isim için kullandığı sözler gerçekten de hiç hoş olmadı.Keita’nın ahlak problemleri olabilir ;ancak bunu bir başkanın söylemesi çok yanlış.Lincoln zamanında bu türden hareketler yaptığında onu ödüllendiren ,özel kondisyoner getirten Polat o günleri galiba unutmuş olmalı.Yine Leo Franco seyirci ıslığından sonra duramazdı diyen başkan Aykut’un ilk maçta yuhalanmasından sonra neden Aykut’u yollamadı?Ve en önemlisi Mehmet Topal bana yalvardı kelimesi..Ne demek bana yalvardı sözü.Oyuncu ister ,isteyebilir ancak Galatasaray’a ,Milli takıma hizmet vermiş bir oyuncu yalvardı denmez.

Eski Futbolcular-Prekazi-Haldun Üstünel

Eski futbolcular hep sevgisizlikten bahsederken zaman zaman abarttıklarını düşünmüştük;ancak Prekazi’ye yapılanlardan sonra onları da anlıyoruz artık.Prekazi’ye yapılanlar herkesin malumu ve suçlu taraf kesinlikle başkan ve ekürisi.Ancak hala Prekazi haksız başkana göre.

Yine eski futbolcuları kulübe üye yaparak avucunun içine almaya çalışan başkan, Haldun Üstünel içinde böyle bir yaklaşımda.Haldun kardeşimdi diyen başkan neden Yiğit Şardan’ın istifasını kabul etmezken ,Haldun Üstünel’i görmezlikten geldi.

Futboldaki Başarısızlık

Son iki sezonda başarısız bir tablo sergileyen Galatasaray’da başarısızlığın nedenleri başkan tarafından şansızlığa bağlandı.Ancak yapılan idari yanlışlar açıkça ortada.Yapılan yanlış transferler ve sakatlanan oyuncuların uzun süreli sakatlıkları camianın bu durumlara düşmesinin açıkça nedeni ve bu seneki transferler için de hiçbir şekilde olumlu şeyler söylenemez.Tüm bunlar için başkan daha gerçekçi konuşabilir ve hataları kabul edebilirdi; ancak bu da olmadı.

Galatasaray Başkanı Olarak Duruşu

Tüm bu hataların üzerine Rıdvan Dilmen’in yargılayıcı duruşuna başkanın boyun eğmesi,çelişki ifadeleri ve hataların üstünü örtme çabası Galatasaray başkanına hiç yakışmadı.Rakibimiz Fenerbahçe olur demesi haklı olarak diğer kulüp taraftarlarını kızdırdı.En büyük düşmanını ön plana çıkartıp diğer kulüpleri karşısına alan Adnan Polat’ın başarılı olma ihtimali hiç yok.Bu programda kanıtladı ki ;Adnan Polat yanlışlar içinde ve bu yanlışları Galatasaray’a zarar vermeye devam edecek…

23 Ağustos 2010 Pazartesi

Aykut Erçetin Üzerine


Türkiye'de özellikle 4 büyüklerde kalecilik konusunda uzun yillar Türk kalecilere şans tanınmamıştır.Son 20 yila baktigimizda Fenerbahçe'nin bu konuda daha çok yerlileri tercih ettigini görmekteyiz.Volkan Demirel kaleye geçtiginden beri yabanci bir kalecinin ismi bile telaffuz edilmedi.Türk kalecileri ise genelde kendilerine sans taninmadigini ve bu yüzden Türkiye'de kaleci sorunu yasandigini söylüyor.Bunlari söyleyenlerin basinda ise Aykut Erçetin geliyor.Asagidaki ropörtajda Aykut'un bu konu hakkinda düsünceleri mevcut.

Aykut Galatasaray'a geldiginden beri sans bulamadigindan yakiniyor.Ancak kendisine özellikle Orkun Usak geldiginde uzun bir süre kale teslim edilmisti.Onun disinda Galatasaray'da bulundugu süreçte birçok kez kaleye geçti.Bunlara ragmen kendisini bir türlü kanitlayamayan Aykut,taraftara ve teknik ekiplere bir türlü güven vermedi.Sampiyonlugun kazanildigi 2007 yilinda ligin bitimine 1 hafta kala Sivasspor deplasmaninda neredeyse takimi sampiyonluktan edecegini unutmamak lazim.Aykut buldugu sanslari her zaman olumsuz kullanmistir ve artik Galatasaray'a faydasi dokunmayacagi kesinlesmistir.

Bu sartlar altinda düsünürsek; Rüstü Barcelona'ya gittiginde yaptigi hatalardan sonra kaleyi henüz çocuk denebilecek Valdes'e teslim eden Rijkaard'in bu sezon da kaleyi Ufuk Ceylan'a verecegini düsünüyordum.Valdes'in hatalarina sabrederek onun bugünkü yerlere gelmesine olanak taniyan Rijkaard bunu neden Ufuk Ceylan'a yapmiyor anlamis degilim.Aykut'da bizim göremedigimiz ne görüyor acaba? Bir diger konu da Galatasaray'in yillarca kalesini bile emanet etmedigi Nezihi Bologlu'na kalecilerini emanet etmesi konusudur.Kalecilikte tecrübenin çok önemli oldugunu düsünürsek,hiç tecrübesi olmayan Nezihi yerine kaleci antrenörünün Taffarel gibi bir isim olmasi gerekiyor.Rijkaard'in aklindan neler geçitigini tahmin etmek oldukça zor.

1 Ağustos 2010 Pazar

Nereden Başlasam Bilmiyorum: Galatasaray - OFK Belgrad


Galatasaray'ın eleştirilecek o kadar çok yönü var ki nereden başlayacağımı bilmiyorum.Yönetim,futbolcular, teknik ekip, sağlık ekibi ve hatta taraftarlar bile eleştirilebilir. OFK maçıyla ilgili bir durum değil bu aslında. Mevzuyu daha önceki yazılarımda da ele almıştım. Fakat artık başından beri bu takıma bir şey veremez dediğimiz Frank Rijkaard'a inanan var mıdır? Bugüne kadar ona inanan, güvenen ve destek verenlerin hala birşeyler yapabileceğine inandığını da sanmıyorum.

Öncelikle Barış-Sarp-Ayhan orta sahasıyla bu maça çıkmasını hazmedemiyorum. Şimdi bazı arkadaşlar elinde oyuncu yok, Rijkaard ne yapsın diyebilirler. Peki neredeyse 3,5 haftadır takımla birlikte kampa katılmış olan Lorik Cana neden bu maçta oynamaz? Tüm hazırlık maçlarında oynatılan Musa Çağıran neden 18'e bile giremez. İki yıldır bu takıma girmesi beklenen Emre Çolak neden oynamaz? Bütün bunlar Rijkaard'ın suçudur ve Rijkaard'ın kanımca felsefesi, yere batasıca total futbolu falan da yok. İyi bir teknik adam olsaydı 2 yıldır tek forvetle ve 4-3-3 gibi Galatasaray'ın oyun karakterine tamamen ters bir taktikle oynamazdı. Galatasaray her zaman-özellikle Ali Sami Yen'de- önde basar, kim olursa olsun rakibine baskı kurar ve en önemlisi 4-4-2 oynar. OFK gibi kendinden 3-4 gömlek küçük bir takıma karşı baskı bile kuramayan Galatasaray Rijkaard'ın aslında bir oyun felsefesinin falan olmadığını ayyuka çıkarmıştır. Oyuna yaptığı tek hamle 60-65'te forvet çıkarmak ve takımı forvetsiz bırakmak olan ve ikinci bir taktik planı olmayan Rijkaard Galatasaray'ı 10 yıl geriye götürüyor. Geçen sene yaşanan forvet sıkıntısı bu sene de patlak verecek gibi duruyor. Velev ki Mehmet Batdal sakatlansın, vay o zaman bu takımın haline. 3-4 yıl önce bu takımda Hakan Şükür, Necati, Ümit Karan ve Hasan Kabze gibi 4 tane yerli forvet vardı, daha da ötesi Iliç, Hasan Şaş gibi hücuma dönük isimler vardı. Geçen sene Baros sakatlanınca Arda, Aydın gibi isimler forvet oynamak zorunda kaldı. Galatasaray'a acı çektirdi Rijkaard. Rijkaard devrim yapacak diye umutlanan arkadaşlar daha çok bekleyecekler. Nitekim Galatasaray'ın yıllarca nasıl başarılı olduğunu biliyoruz. Rijkaard zaten Avrupa'dan yavaş yavaş izleri silinmeye yüz tutan Galatasaray'ı daha da geriye götürüyor. Bence en büyük devrim Rijkaard'ın gönderilmesidir.

Öte yandan, ben Barış Özbek'e kim, nasıl lisans vermiş anlamıyorum. Uğur Uçar, Emre Güngör, Özgürcan, Anıl Karaer gibi isimler bu takımdan gönderilmişse ve Barış hala ilk 11 oynuyorsa bana kimse Rijkaard'ı savunamaz. Rijkaard futboldan anlayan bir adam olsa Barış'ı bedelsiz gönderirdi. PAF takımdan 15 yaşında çocuğu oynatmak Barış'tan daha mantıklı. Ayhan'a gelince, ondan zaten çok bir şey beklemiyordum. Yaptığı ve yapacağı bellidir Ayhan'ın. Onun suçu değil.

AYKUT ÇIKMAZI

Mondragon'dan sonra takıma adam gibi bir kaleci gelmemesi bile Aykut'un gitmesi gerektiğini gösteren bir unsur. Yaklaşık 8 yıl bir takımda kalıp da hala güven kazanamamış bir kaleciyi takımda tutmak tamamen bir yönetim ciddiyetsizliğidir. Son 3 yılda 2.kez takımı Avrupa'dan etmeye hazırlanan Aykut'un oynadığı her maçta muhakkak hata yapması veya yapmaya hazır olması artık yönetim hariç herkesi çileden çıkardı. Ufuk Ceylan'ı kulübede körelteceklerse kiraya vermeleri daha mantıklı çünkü o, yeterli olmasa da Aykut kadar yeteneksiz değil ve gelişmeye açık. Ya kaleyi teslim edin ya da satın gitsin.

TARAFTAR

Son olarak, 3 yıldır alınan başarısızlıklardan mıdır bilinmez Galatasaray taraftarının da takım gibi birbirinden kopuk, maçta uyuyan bir güruh olduğunu görmüş olduk. Bir taraf diğerine laf atıyor, diğer taraf farklı bir marş söylüyor, bir taraf ise sadece maçı takip ediyor. Gol pozisyonuna girerken bile ses yükselmiyor statta. Yazının sonunda aşağıda vereceğim videoyu dikkatle takip etmenizi rica ediyorum. Galatasaray'ın ilk golünde ceza sahası içinde 8 Galatasaray'lı var, Iliç'in attığı 2. ve 3. golde ise gol gelmeden saniyeler önce seyircinin yükselen sesine dikkat edin. Bir de şimdiyi düşünün farkı göreceksiniz.

22 Temmuz 2010 Perşembe

TFF 2.Lig Turizm Gururla Sunar...



19 Temmuz 2010 günü çekilen kuralarla TFF 2.Lig grupları fikstürü belirlendi. Bilindiği gibi bu sezona kadar 2.Lig grupları bölgesel lig usulüne göre yapılıyordu. Ancak 2010-2011 sezonu için bu sistemden vazgeçilerek; bölge gözetmeksizin takımlar Kırmızı grup ve Beyaz grup olarak 2 gruba ayrıldı. Bu sistem teori aşamasındayken ilgili kulüplerce fazlaca tepki görmüştü ama gerek görsel gerekse yazılı basında yeterince ön plana çıkarılmadığından çoğumuzun haberi bile olmadı.

Tamamen yüzeysel düşünürsek 2.Lig takımlarının yıllardır aynı takımlarla oynadığı için, bu sistemin 2.Ligi tekdüzelikten kurtaracağını düşünebiliriz. Fakat madalyonun diğer yüzü tamamen farklı. Ekonomik açıdan zaten büyük dar boğazlarda olan 2.Lig takımlarının bir sezon içerisinde 17 deplasmana gönderilerek nasıl büyük bir mali külfetin altına sokulduğunun farkında olmamız gerek. Diğer bir deyişle; 
bu yeni  statünün sonucu olarak mali yönden durumları zaten parlak olmayan ve  sıkıntı yaşayan bazı kulüpler, gidecekleri deplasmanlar için ciddi  mesafeler ve masraflarla karşı karşıya kalacak. Gazetelerde bu mesafeler hesaplanmış ve Belediye Vanspor'un önümüzdeki sezon oynayacağı 17 deplasman maçında gidiş geliş toplam 41180 km yol kat edeceği hesaplanmış. Diğer bahtsız takım ise Mardinspor.Onlar da 17000 km civarında bir mesafe kat edecekler. Bir başka deyişle Belediye Vanspor Ekvator'a göre bu sezon 1 kez dünya turu yapmış olacak.

Sonuç olarak kulüplerin belli bir ekonomik standarda sahip olmasını sağlayamadan, onları bu denli büyük bir mali yükün altına sokan TFF'nin bu uygulaması birçok kulübün kapanmasıyla sonuçlanabilir.


Gruplarsa şu şekilde;
Kırmızı Grup:
Tarsus İdmanyurdu, Adana Demirspor, Pursaklarspor, Türk Telekom,Balıkesirspor, Şanlıurfaspor, Belediye Vanspor, Elazığspor,Dardanelspor, Fethiyespor, Eyüpspor, Pendikspor, Kocaelispor,Sakaryaspor, Tokatspor, Konya Şekerspor, Ofspor, Trabzon Karadenizspor.
Beyaz Grup:
İskenderun Demirçelik, Alanyaspor, Hacettepe, BUGSAŞ, EtimesgutŞekerspor, Bandırmaspor, Adıyamanspor, Yeni Malatyaspor, Mardinspor,Turgutluspor, Göztepe, Sarıyer, Körfez BeTlediyespor, Gebzespor,Bozüyükspor, Çankırı Belediyespor, Çorumspor, Akçaabat Sebatspor

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails